The Blue Lotus - My Dying Bride
Çeviri

The Blue Lotus

My Dying Bride
22 Mar 2015 902 görüntülenme 2 bugün

Sözler & Çeviri

Türkçe Çeviri

Orijinal Türkçe

The Blue Lotus

Under the darkened, Ancient oak

Gentle in the nights breeze

I stop and stare, rest a while

With hands upon my knees

Through jaded leaves, bush and scrub

I spy my journeys end

Black it looms, silent gloom

The castle called Avend

On I trot, past forest eyes

Past horrors of the night

Through the dark, I see a sign

A gentle glowing light

Upon reaching the castle I ascend the ivy

Towards the golden window

My heart pounds my breath is rushed

As I fight both brick and branch

The ledge is mine and over I sweep

Silent like the falling snow

Quiet, I slip across the polished floor

Tonight, I will dine with chance

The Blue Lotus, a legend, I thought a myth

Old poems and stories gone

A beauty of unimaginable lust

Both men's hearts, and Gods, were won

Skin like milk, an angels face

They say her smile could kill

Her hair the blackest of all black

Stories I thought Though, still

So there she lay sleeping upon the bed

Half covered by fantastic silks

Her breast I see, moves with her dreams

A sight I will always recall

A single candle that showed me the way

Through forest, river and hills

Glows upon that lovely skin

Shadows dancing around the walls

Closer I creep, toward my prize

The Blue Lotus lies before me

Her lips are full, red as blood

Moist as they invite me

Stoop I did to kiss those lips

In that glowing room

When suddenly, she did awake,

Her eyes filled with doom

From silks, her hands were round my neck

Escape there was no hope

A brief flash of teeth is all I saw

And gone was my throat

Her bloodlust deep, she swallowed me

Red was all I saw

She drank her fill and watched me fall

Gently to the floor

A league away my death is found

By locals who tens this land

Who lay me down in shallow earth

A single Lotus placed in my hand

Mavi Nilüfer

Kararmış, kadim meşe ağacının altında

Gecenin nazik melteminde

Duruyorum ve bakıyorum, dinleniyorum kısa bir süre için

Ellerim dizlerimin üzerinde

Yeşim yapraklar, çalılıklar ve makiler arasından

Yolculuğumun sonunu gözetliyorum

Uzakta siyah bir hayal gibi, sessiz can sıkıntısı

Avend adlı şatoya doğru koşuyorum

Geçmiş orman gözleri

Gecenin geçmiş korkuları

Karanlığın içinden bir işaret görüyorum

Nazikçe ışıldayan bir işaret

Şatodan yukarı tırmanan sarmaşığa uzanıyorum

Altın pencereye doğru

Kalbim hızlı atıyor ve nefesim hızlandı

Dallarla ve tuğlalarla dövüşürken

Kayalıklar benim ve üzerlerinden geçiyorum

Düşen kar kadar sessiz

Sessiz, cilalı yerin üzerinden kayıyorum

Bu akşam, şans ile akşam yemeği yiyeceğim.

Mavi Nilüfer, bir hikaye, efsane olduğunu düşünmüştüm

Eski şiirler ve hikayeler kayıp

Hayal edilemeyecek bir şehvetin güzelliği

İki erkeğin ve Tanrı’nın kalbi kazanılmıştı

Süt gibi cilt, melek yüzlü

Gülümsemesi öldürür derler

Saçları siyahın en siyahı

Fakat yinede hikayeler sanmıştım

Ve orada yatıyordu, yatağında uyuyarak

Müthiş ipeklerle yarı örtülmüş

Göğüslerini gördüm, rüyalarıyla beraber hareket eden

Her zaman hatırlayacağım bir manzara

Bana yolu gösteren tek bir mum,

Ormanlar, nehirler ve tepeler içinden,

Onun tatlı teninde parlıyor

Gölgeler duvarlarda oynaşıyor

Daha yakına sokuldum, ödülüme doğru

Mavi Nilüfer önümde yatıyor

Dudakları dolu, kan kırmızısı

Beni davet ederken ıslaklar

Onları öpmek için eğildim

Parıldayan odada

Ansızın, uyandığında

Gözleri kötülükle doldu

İpekten, elleri boynumun etrafındaydı

Kaçış umut yoktu

Dişlerin kısa parıltısı gördüğüm tek şeydi

Ve boynum gitmişti

Kana tutkusu çok derin, beni yuttu

Kırmızı gördüğüm tek şeydi

Dolana kadar içti ve ben yumuşakça yere düşerken

İzledi

Ölümüm bir zaman sonra bulundu

Bu ülkeye gelen yerlililer tarafından

Beni sığ toprağa yatırdılar

Elimde tek bir Nilüfer çiçeği ile.

Yorumlar

0 Yorum

Yorum yapmak için giriş yap

Düşüncelerini paylaşmak için Google hesabınla giriş yap.

Giriş Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!